‘Gizli bir sırrın sessiz ortaklarıdır.’
Bir gazetecinin kadınlar hakkında söylediği bu söz benim gönlümde fırtınalara neden oldu. Sırrımız neydi? Konuşmadan, halden anlamak nasıl bir şeydi?
Gönlümün karanlık odalarında gezindim. Bir ananın acısıyla yandı kalbim. Ahmet Minguzzinin acısına ortak oldu sessiz yüreğim. Oysa da ha Narin için akıttığım göz yaşlarım kurumamıştı. Biri anlatsın bana nasıl ortak yaşanır bu duygular.
Fatma Nur Çelik hocam yaşasaydı anlatırdı bana belki bu duygunun ortak yanını bir öğretmen edasıyla.
Elle şiddetin olmadığı, sözlü şiddetin mağduru olan kadınlar için ağladı gözlerim.
Fiziksel görünüşüyle aşağılanan, yaptığı işleriyle yetersiz görülen kadınlarımızın ellerini tuttu ellerim.
Çocuk gelinler için ağıt yaktım gönlümün karanlık odalarında. Atamın sesiyle irkildim;
Ey kahraman Türk kadını ! Sen yerde sürüklemeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Ne kadar içten söylemişti oysa bu sözleri. Şimdi ise omuzlarındaki yükleri taşımakla kalmıyor, omuzlarda birer ceset olarak taşınıyor kadınlarımız. Aynı çöp konteynırında bulunan Münevver Karabulut gibi, sokakta taciz edilen Ayşen, çocuğuyla ev temizliğine giden Esma, aile baskısından boşanamayan Dr. Serpilsin. Ateşli hasta çocuğunu evde bırakıp işe gitmek zorunda olan Meltemsin.
Ah kadınlar!
Birbirine yurt olan kadınlar,
Konuşmadan bakışlarıyla anlaşan kadınlar,
Kan kusup kızılcık şerbeti içen kadınlar,
Altın olup çamurda değeri bilinmeyenler,
Taşın içinden bir yol bulup filizlenen çiçekler,
Sizler her yerdesiniz.
Bize bizi anlatan Zeynep İşman, umuda açılan Bahar Erişsiniz.
Sizler bir bedenin kalbisiniz.
Köyde açmamış çiçek, kentte kurumuş gülsünüz.
İnsanlığın bugünü, yarını, geleceğisiniz. Taşın altına elini koyan yeganesiniz.
Bana sorarsanız nerdesiniz ?
İnsan gibi yaşayan insanların başında taş, gönüllerinde ömür boyu esecek olan meltemsiniz.
Hoşçakalın.