MENÜ
İzmir 37°
Menemen'in Sesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
NE OLUR, NE OLMAZ ?
Levent Sarsıncı
YAZARLAR
23 Eylül 2020 Çarşamba

NE OLUR, NE OLMAZ ?

70’leri çok iyi hatırlamıyorum ama 80’lerden sonraki siyasileri ve onların saha propagandalarını gayet net hatırlıyorum. Sahaya çıkan karşılığını mutlaka görürdü.

Hani bir ata sözümüz vardır ya belki de tam bu tür durumlar için söylenmiş. “Tarlada izi olmayanın hasatta sözü olmaz” diye…

Tüm toplum bilimcilerin altını çizdiği en önemli konu şu ”Doğrudan iletişim, temas her zaman karşıt tarafın olumlu yönde etkilenmesine yardımcı olur” derler.

Yani göz göze gelmek, dokunmak, konuşmak…
Sorun, tartışma ve polemiklerde bu işin baharatıdır.

Sabırlı ve hoşgörülü olanlar, tüm provokasyonlardan kazançlı çıkarlar. Çünkü bizim halkımızın çok önemli bir özelliği var. Her zaman mağdur edilenden, ezilenden, horlanandan, küçümsenenden yana saf tutarlar. Ve bunu da hiç gürültü patırtı yapmadan doğru zamanda sessiz sedasız ve nezaketle yaparlar. Kendisini hafife alanlara seçimde ki tercihleriyle adeta ders verirler.

Çoğumuz hatırlarız.

80 darbesinin siyasi yasakları kaldırıldıktan sonra rahmetli Bülent Ecevit yeni bir parti kurdu. Şansı ve imkânları neredeyse yok noktasındaydı.

Özellikle sol seçmenden çok fazla tepki de aldı. Çünkü Bülent Ecevit’in birlikte olmak, bütün olarak seçimlere girmek yerine saçma sapan bir tartışma ve ayrıştırma gerekçesi ürettiği düşünülüyordu.

Demokratik Sol Parti (DSP) ile Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) yada sonraki ismi ile Sosyal Demokratik Halkçı Parti (SHP) arasında ne fark olabilirdi ki ?

En azından siyasetle yakından ilgilenen seçmenin çoğunluğu bu polemiğe kilitlenmişti. Öfkeliydi. Kızgındı. Ama Bülent Ecevit her fırsatta aradaki farktan söz ediyor, en azından bunu anlatmak için çabalıyordu.

Pek çoğuna göre de rahmetli Bülent Ecevit, Sayın Deniz Baykal’ın hizipçi siyasi tarzına güvenmiyordu, o yüzde ayrışmayı seçtiğini düşünüyordu.

Başlarken pek çok hareket gibi rahmetli Bülent Ecevit ve DSP hareketi de çok zayıf, güçsüz ve eski görünüyordu…

Ama o bilindik; inatçı, mücadeleci, savaşçı adam her şeyin farkındaydı. Ve her şeyi göze almış görünüyordu. Kararlılıkla devam etti.

Memleketin her yerine ulaşmaya çalıştı. Çoğu yerde özellikle de kardeş parti oldukları düşünülen partinin (CHP’nin) örgüt mensupları tarafından eleştirildi, zaman zaman hakarete ve iftiraya bile uğradı.

Ama o yine de inatla devam etti. Sonunda koalisyon bile olsa 18 yıllık AKP öncesi Türkiye’nin gördüğü son sol iktidarın Başbakanı olmayı başardı.

Demeye çalıştığım şu ;

İnandığınız şey için sokaklarda vatandaşın yanında olursanız vatandaş bu tavrınıza kredi açıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız bunu en iyi bilen ve yapan liderlerin başında geliyor.
Bunu bir algı olarak yapıp başarıyla yönetmekte çok önemli…
O yüzden AKP bu kadar uzun bir tek başına iktidar fırsatı buldu.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun gerçekleştirdiği demokrasi yürüyüşünü de hatırlayalım. İktidarın kibirli ve küçümseyen tavrına rağmen bir adam çıktı. Bu ülkenin hiç tanık olmadığı kadar önemli bir yürüyüşü gerçekleştirdi. Hem de ilerlemiş yaşına rağmen. Mütevazi koşullarda.

Tüm bunlar olup biterken yürüyüş güzergahı üzerinde bulunan iktidar teşkilatının kibirli, şımarık yöneticileri her türlü küçümsemeyi ve engellemeyi sahaya taşıyorlardı. Bu yaşananlar sol seçmeni kenetledi. Yürüyüş bir kar tanesi gibi başladı. Sonra büyük bir çığa dönüştü.

Artık Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yollarda yalnız değildi.
Sona yaklaşıldıkça binlerle yürümeye başladı.
AKP bu olup bitenlerden rahatsız oldu.
Kibir ve provokatif girişimlerin ters teptiğini gördü ve geri adım attılar. Çünkü yol güzergâhın da AKP teşkilatlarınca gerçekleştirilen her girişim, kendi sıradan seçmeninde de soru işaretleri yarattı. Bu davranışlar,  Sayın Kemal Kılıçtaroğlu ve Demokrasi Yürüyüşü’ne ivme kazandırıldı.

Zaten yürüyüşün finalindeki kalabalıklar Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’nin ödülü niteliğindeydi.
Bu canlılık sol seçmeni iktidar olabilmek adına ümitlendirdi.
Ve bugün hala CHP’nin o yürüyüşün nimetlerini yediğini düşünüyorum. Ama üretmeden hep var olanı tüketirseniz, imkânlarınız giderek azalacaktır.

Şu an CHP’nin etkili, yeni, güncel ve güçlü bir saha propagandasına ihtiyacı olduğu muhakkak.
Şu aralar Gelecek Partisi lideri Sayın Ahmet Davutoğlu’nun, muhalif hareketi oldukça ilginç.

Başbakanlık icraatlarına bakıldığında, mimarı olduğu politikaların Türkiye’nin başına ne dertler açtığı ortada.

Aynı zamanda bu sorunlar kendisinden sonrada alevlenerek ülkemizi çepeçevre saran bir ateş çemberine çevirmişken, siyasi imajı bu kadar zedelenmişken bir parti kurmaya çalışması pek çoğumuza Sayın Ahmet Davutoğlu delirmiş olmalı diye düşündürdü.

Ama son 6 aydır sağ cenahta gerçek anlamda muhalefet yapan, varlığını hissettiren, öne çıkan tek parti Sayın Ahmet Davutoğlu’nun GELECEK Partisi.

Evet  Sayın Ahmet Davutoğlu’nun geçmişte pek çok sorunlu politikanın altında ismi ve imzası var. Ama tüm bunları tek başına yapmadığını da herkes biliyor. Aslında yanlış politikaların faturası olarak günah keçisi yapılarak harcandığını düşünenler de epeyce fazla.

Dolayısıyla Sayın Ahmet Davutoğlu ortada bir kabahat varsa, bunun faturasının tek başına kendisine kesilmesinden rahatsızdı.

Konuyu parti içinde tartışamadığı için ya da tartıştırılmadığı için kendisini partinin dışına atarak, sahada olmayı tercih etti.
Tüm olumsuzluklar arasında partisini kurdu. Teşkilatlarını oluşturdu. Kontrollü, sert ve net konuşuyor. Özellikle AKP’yi ve politikalarını eleştiriyor ve parti içerisinde mücadele etmek istediğini ancak bunun koşullarının tüketildiğini söylüyordu.

Sayın Ahmet Davutoğlu, parti içerisinde kalarak hiçbir şeyin düzelmeyeceğini gördüğünü söylüyordu. Ülke gündemleri arasında eriyip, unutulup, kaybolacağını biliyordu. Yüklü siyasi faturasına rağmen gözünü karartıp sahaya çıktı. Elbette ona inanan, güvenenler de vardı.

Şu aralar bir önceki seçim döneminde SAADET Partisi lideri Sayın Temel Karamollaoğlu’nun performansına benzer bir performans sergiliyor.

AKP’nin tüm bunlara cevap vermemesi size de ilginç gelmiyor mu ?

Unutmadan şunu da tespit etmem gerekiyor.

Neredeyse Sayın Ahmet Davutoğlu ile aynı zamanlarda AKP’den kopan Sayın Ali Babacan’dan hem içerde, hem de dışarıda beklenti çok yüksekti. Arkasında büyük bir lobi çalışması olduğu söylene geldi.

Ama görünen o ki Sayın Ali Babacan’ın DEVA’sı hiçbir derde DEVA olamadı. Saman alevi gibi yandı ve kısa bir sürede sönmüş gibi görünüyor.

Olmaz denilen oldu ve yapılan son anketlerde Sayın Ahmet Davutoğlu, Sayın Ali Babacan’ın önünde görünüyor…

Şimdilerde Sayın Muharrem İnce, benzer bir süreci başlattı.

Sol seçmenin bu durumdan rahatsız olduğu muhakkak.

Ama bu süreçler zaten böyledir. Rahatsız etmeden, bozmadan yeni bir şey yapamazsınız. Korkunun ecele faydası yok ki. Hiç de olmamış zaten. Şu aralar Sayın Muharrem İnce; egolu, kibirli, kendini bir şey sanan, solu bölen, zarar veren, AKP’ye ve Sayın Cumhurbaşkanımıza hizmet eden olarak eleştiriliyor.

Demek ki o kadarda boş ve karşılıksız bir hareket değilmiş !..

Sayın Muharrem İnce de eleştirilerden, baskılardan korkacak çekinecek, çekilecek bir karakter değil. Tersine bu eleştiriler onu daha da bileyliyor. Hep birlikte yaşayacak ve göreceğiz.

Unutulmamalıdır ki bu tür hareketler baştan yadırganır, eleştirilir, bastırılmaya çalışılır ama irade dışarıda değil de sahadaysa ve yapılan şey bir ihtiyacı ve gerekliliği karşılıyorsa mutlaka canlanıp büyüyor.

Sayın Muharrem İnce’nin, yürüttüğü çalışmanın sahadaki yansımalarıysa ilginç. Henüz tam anlamıyla olgunlaşmış değil, içerisi gerçek anlamda doldurulmuş değil, henüz mayalanmaya başlanmış görünmüyor.

Ancak her kesimden, her düşünceden vatandaşın ilgisini çekiyor. Özgür bir medya olmadığı için konuyla ilgili objektif habercilik yerine algı yaratmaya dönük haberler üretiliyor.
Ama
bu habercilik anlayışı bile Sayın Muharrem İnce açısından bir kazanım sayılabilir.

Çünkü bütün bu haberler; yaşamaz, bir şey çıkmaz denilen hareketin yaşamak için mücadele ettiğini gösteriyor…

Bu aralar özellikle üretilmiş suni gündemlerin gölgesinde, gerisinde kalmış olayları görmekte fayda var. Ülkemizin gerçekleri üstü örtülmeye çalışılan bu detaylarda yatıyor.

Zaman içerisinde bu detaylardan da biraz bahsedeceğim.

Sevgi  ve Saygılarımla.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Menemen'in Sesi