MENÜ
İzmir 37°
Menemen'in Sesi
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
70 YIL ÖNCE MENEMEN OVASI “SU” DİYE İNLEMİŞTİ
Oktay Özengin
YAZARLAR
21 Mayıs 2021 Cuma

70 YIL ÖNCE MENEMEN OVASI “SU” DİYE İNLEMİŞTİ

Menemen Ovası’nda 70 yıl önce yaşanan su sıkıntısı öyle bir hal almıştı ki dönemin birçok gazetesi muhabirlerini Menemen’e göndermiş, yerinde araştırma yaptırarak konuyu sütunlarına taşımıştı.

Bu gazetelerden biri olan Yeni Asır da Hikmet Bozkurt adındaki muhabirini 25 Temmuz 1951 tarihinde Menemen’e göndermiş, su sıkıntısını çiftçilerle yapılan röportajlarla enine boyuna masaya yatırmıştı.

Hikmet Bozkurt tarafından bizzat gezilerek yerinde görülen Menemen Ovası’nın “su” ihtiyacı üzerine yazılan bu önemli makale 70 yıl öncesi çekilen büyük sıkıntılar hakkında bize bilgi veriyor. Aradan geçen 70 yıllık sürede ise ne kadar yol alındığını hesaplamak bizzat tarımla uğraşan üreticilerin işi olacaktır. Yeni Asır’daki yazı “Beyaz Altın yetiştiren topraklar ‘su’ diye inliyor” başlığı ile verildikten sonra muhabirin ağzından şu şekilde devam ediyor:

“Ben de yazıma Memleketin her tarafından su feryatları geliyor’ diye mi başlamalıyım!

Filhakika son günlerde Menemen ve havalisinden:

 ‘- Su...   Su...’ feryatları gelmektedir.

Nisan ayında Menemen’de toplanan su kongresinde, ekim miktarına göre Emiralem regülatörü ile, Marmara gölünde kafi su bulunacağı zan ve tahmin edilmiş, pamukçular da bu zan ve tahminlere göre ekim miktarını dönüm hesabıyla geniş tutmuşlardır. Nitekim, geçen senelere nazaran çok daha evvel kuruyan Gediz mecrası, bundan on beş gün evvel büsbütün kurumuştur.

Menemen’den gelen (su....su....) feryatlarını duyan ilk Yeni Asır oldu. Susuzluğu yerinde müşahade ve tespit etmek üzere, Şahap Mete ile sabahın çok erken saatlerinde yola çıktık. Programımıza göre ilk durağımız Kaklıç olacak. Çiğli’den sonra Çamaltı tuzlasına ayrılan yola sapınca şaşırdık. Memleketin tuz ihtiyacının mühim bir kısmının nakledildiği yolu bir görmeli... Vaktiyle buradan bir şose geçmekte olduğunu aklı seliminizle anlıyorsunuz. Fakat yola bakınca Ebabil kuşlarının buraya bir alay taş yağdırdığını zannedersiniz. Otomobilimiz ıhlaya, zıplaya ilerlemeğe uğraşıyor. Bin bir müşkülatı atlatarak, bodur kalmış pamuk tarlalarını, çatlamış dudaklar gibi susuz kalmış beton kanalları aşarak Maltepe Köyüne girebildik ve köyün muhtarı ile röportaja başladık:

- Nasıl muhtar, dedim. Pamuklarınız iyi mi?
Istıraplı bir tebessümle yüzüme bakarak:
- Ne diyorsun beyim su yok, su...
- Peki şimdi ne olacak?
Başını hafifçe gökyüzüne kaldırarak:
- Allah bilir bey, diyor.
- Ne kadar ekilmişiniz var?
- Yirmi bin dönüm.
- Ne kadarını sulayabildiniz?
Etrafta oturanlarla müşavereden sonra:
- Ancak bin dönüm...
- Geçen sene ne kadar ekmiştiniz?
- On beş bin dönüm.
- Su hiç mi gelmiyor?
- Geliyor bey, Geliyor amma, devede kulak. On beş dönümlük bir yeri sulamak için iki motoru, yirmi saat çalıştırdığım halde, ancak iki, üç dönümü sulayabildim. Bana ayrılmış olan saatte de bitiyor. Allah bize acısın.
- Üzülme, dedim. Bir çare bulunur elbet.
- Şu eski Gediz yatağı var ya, bey. İşte onun önüne bir set yapalım, su boşuna gitmesin, dedik. Fakat su idaresi bize:
- Orası tahliye kanalıdır, mümkün değil cevabını verdi. Bütün ümidimiz kanallara kaldı.
- Su için ücret veriyor musunuz?
- Dönüm başına, su idaresi üç lira alıyor. Motorlar ise saat başına on lira alır.
- Ortalama hesapla, bir dönüm için ne masraf edersiniz?
- Bir hesap tuttum altmış lira...
- Dönüm başına ne alırsınız?
- Sularsak yüz elli, iki yüz kilo...
- Sulamazsanız?
- On sekizle, yirmi beş kilo arasında bir şey.

Dün, kanalları, kurumuş Gediz mecrasını gördükten sonra, beyaz altın yetiştiren toprakların su ihtiyacını daha iyi anlıyoruz. Susuz pamuk yetiştirmeğe uğraşmak hüsrandan başka netice vermiyor.

Maltepe köylülerin durumu acınacak halde... Bu köy tamamen pamukçudur. Gediz’in taşarak, köyü muhasara ettiği, günlerde kaza merkeziyle münakale durduğu için tarlalarda hububat namına bir şey kalmaz... Bu köy, Gediz’in denize döküldüğü yere, takriben on iki kilometre kadardır. Hububat olmayınca, köylü yalnız pamuk ekmek zorundadır. Fakat Gediz, bu zorluğu anlamıyor. İşte böyle kuruyuveriyor. Bizimle birlikte, Gediz kenarına gelen bir kaç köylü vatandaş nehrin yatağına hüzünle bakıyorlar. Birisi:

- Kışın senin derdini biz çekeriz, yazın da eller sefanı sürer, be Gediz, dedi.”

Hikmet Bozkurt’un yazısı bu şekilde sonlanıyor. Menemen Ovası 70 yıl önce gerçekten zor bir yaz geçirmiş.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Menemen'in Sesi